21.Yüzyılda Zeybeklik

 

Atatürk’ün silah arkadaşlarından birisi olan tarihçi Enver Behnan Şapolyo’ya göre; Selçuklu devleti yıkılırken bir galeyan olmuş, Osman Bey, Seymen Yiğit Alayı tertibi ile Kayı aşiretinin başına Bey seçilmiştir.

Ve Ankara Ahi Devleti dönemine kadar Oğuz Seymenlik geleneği muhafaza edildi. Bu geleneği sadece Ankara civarındaki Ahiler sürdürebilmişti… Selçuklu dönemi ile birlikte Seymenlik denilen bu yiğitlik teşkilatı yeniden şekillendirilip zeybeklik haline getirildi… Selçuklu sonrası, Aydınoğulları dönemi ve Osmanlı döneminde ise zeybeklik bir halk mukavemet örgütü haline geldi…

Zaman içerisinde töre yozlaştırılmış mıdır? Evet! Ne yazık ki yozlaştırılmış ve aslından uzaklaşılmıştır… Bu teşkilat, Börü Budunun, Alplerin, Alperenlerin, Gazilerin, Oğuz Seymenlerinin, Serdengeçtilerin son kolu olan zeybeklik teşkilatıdır… Ve onlar; Seymenlerin kardeşleri, Yeniçerilerin ve bugünkü düzenli ordunun da ağabeyleri, yani Efeleridirler…

Aşık Paşazade tarihi sayfa 205’te efeler için şöyle der;

”Efeler, Oğuz kavmine mensupturlar. Serdengeçtiler, dalkılıçlar olup, bunlar uçlara yerleştirildiler.”

Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra çeşitli mesleklere yönelen zeybekler, başıbozuk birlikler olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Burada bir noktaya özellikle dikkat çekmek istiyorum. Osmanlı döneminde bazı savaşlarda kullanılan paralı asker başıbozuklar ayrı, zeybekler ayrıdır.

Zeybeklere başıbozuk denmesinin sebebi; yabancı gezginler ile alakalı bir durumdur. Yabancı gezginler, Selçuklu devletinin yıkılmasından sonra Anadolu seyahatlerinde karşılaştıkları zeybekleri, başıbozuk, yani düzensiz, özgür başlı, emir almayan, kimseye bağlı olmayan fakat silahlı ve özel kıyafetli birlikler olarak tanımlamışlardır.

Aydınoğlu Beyliği’nin başına geçen Aydınoğlu Umur Gazi Bey ile de bu başıbozukluk süreci sona erdirilmiş ve zeybekler, denizci leventler haline gelmişlerdir. Umur Gazi Bey ile denizci olan zeybekler, Bizans adalarına akınlara çıkmışlar ve ganimetlerle yaşantılarını devam ettirmişlerdir. Anadolu’ya ilk Haçlı Seferi, Umur Bey ve akıncılarını durdurmak için düzenlenmiştir. Ve Türklerin Avrupa kapılarını zorlamaları da yine aynı dönemlerde yaşanmıştır.

Aydınoğulları Beyliğinin yıkılması ve Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş aşamasında ise; bazı zeybeklerin, cahillik, işsizlik, çeşitli hastalıklar, uzun süren askerlikler derken, kuruluş felsefelerinden uzaklaşarak, eşkıyalık hareketleri de olmuştur.  Ve dönemin bazı namlı zeybeklerinin Osmanlı ile yıldızlarının barışmamasının sebebi de aslında Osmanoğullarının, Aydınoğullarını kılıçtan geçirmiş olmasıdır. Zeybekler Osmanlı ile her ne kadar yıldızları barışmasa da devletin başı dara düştüğünde ilk cepheye koşanlar olmuşlardır.

Zeybekler tarihi hakkında bugüne kadar pek çok şey söylendi. Pek çok kıymetli eserler yazıldı. Ve aynı zamanda pek çok tartışmalar da yaşandı. Halen de yaşanmakta. Fakat genel kabul şudur ki; zeybekler, Selçuklu devleti döneminde kurulmuş, askeri, akıncı bir muhafız birliğidir. Zaten Selçuklu’da devletin dili de Farsça idi. Ve Farsça’da zeybek olarak kullanılan kelimenin Türkçe manası, muhafız demektir.

Bu muhafız birliği Ahilik Teşkilatının Yiğitler birliğinden oluşturulmuştur. Bu yiğitler Türkmen aşiretlerin mensuplarıdır. Moğol saldırılarına karşı Uç beyliklerini korumuşlar, Ahilik Teşkilatı ile birlikte hareket ederek, ordu dış seferlerde iken iç asayişi muhafaza etmişler, kervanların yol güvenliğini sağlamışlar ve daha birçok güvenlik ve asayiş vazifeleri icra etmişlerdir…

Daha açık bir ifade ile bu muhafız birliğini şöyle de tarif edebiliriz: Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat, dünyada ilk sigorta sistemini uygulayan Sultandır. İstanbul, Çanakkale, Bursa, Balıkesir, Manisa, Muğla, İzmir, Aydın, Denizli, Afyon, Isparta, Uşak, Antalya hattında Yörük Türkmen yiğitlerinden seçerek kurduğu muhafız teşkilatı ile kervanların yol güvenliğini sağlatmıştır.

Kurulan bu yol güvenlik muhafızlarının Aydın Sancağı’nda yoğunlaşmasının sebebi ise; bu bölgenin Ulu Yol denilen ticaret merkezi üzerinde olması ve Marmara ile Akdeniz bölgesi arasında köprü konumunda bulunmasıdır. Dolayısı ile bu merkezin iyi korunması gerekmektedir. Bu sebeple Ahilik Teşkilatı’nın Türkmen yiğitlerinden oluşturulan muhafız birliği, tüm bu güzergahta ticaret kervanlarını korumakla vazifelendirilmiştir. Selçuklu onlara zeybek demişti. Türkçe karşılığı ise; muhafızlar birliği… Efeler de bu birliğin yiğitlerinin reisleri…

Bir devletin ticari yollarının güvenliği o devletin itibarını da etkiler. Eğer ticaret yolları ve ticaret kervanları çeşitli saldırılara uğruyor ve kervanlar yağmalanıyor ise; hiçbir devlet ve tüccar, devlet ile ticari ilişkilere girmeyecektir. İşte bu sebeple oluşturulan muhafızlardır zeybekler.

1967 yılında Denizli kalesi civarında bir kitabe bulunur. Bu kitabeye göre; Aydınoğlu Umur Gazi Bey, Bedreka denilen yol güvenlik vergisini kaldırmıştır. Dolayısı ile de yol güvenlik muhafızları da işsiz ve başıbozuk kalmışlardır. Umur Gazi daha sonra bu muhafızları kendi sancağı altında toplar ve denizci yaparak Bizans adalarına akınlara çıkar.

Okuduklarım, incelediklerim ve araştırdıklarımdan sonra bende oluşan kanaat; Seymenlik esas alınarak, Ahilik Teşkilatı’nın Yiğitler birliğinden oluşturulmuş bir sınıf askerdir zeybekler. Selçuklu döneminde; Seymenlik esas alarak kurulan zeybeklik teşkilatı, Oğuz Türklerinin Yiğitlik teşkilatının son geldiği nokta, son hali ve son koludur… Ve Seymen Efeler; Ankara Ahilerinin muhafızları, Zeybek Efeler de Aydın Sancağı Ahilerinin muhafızlarıdır…

Türk Tarihçi İsmail Hakkı Uzunçarşılı bu konuda şöyle demektedir:

”Beylikler dahilindeki Ahilerin de askeri teşkilata benzer silahlı teşkilatları olduğu malumunuzdur. Mamafih bunlar ordu kuvveti olmayıp, mahalli muhafaza kuvvetidir. Ahilerin sahip oldukları askeri güç, nizami bir ordu kuvveti değildi. Ahilerin, başlarında reisleri olduğu halde dahili karışıklıklara ve uçlardaki ayaklanmalara karşı bölükler oluşturmuşlardı.”

Selçuklu ve Aydınoğulları döneminde büyük hizmetler icra etmiş olan muhafızlık-zeybeklik teşkilatı, Osmanlı döneminden kuruluş felsefesinden uzaklaşmaya başlamıştır. Fakat zeybekler dağ yolunda karşılaştıkları bir çobandan, bir tas su isteyip, fakir çobanın verdiği bir bardak suya teşekkür etmek için bir kese altın veren adamlardır. Böyle adamlara eşkıya denmez! Denemez!

Köylülerin düğün, sünnet, yol ve köprü yapımı, aralarındaki husumetlerin tatlıya bağlanması gibi konularda halkın umudu olan insanlara eşkıya denmemelidir! Onlara eşkıya diyenler, halkın kanını emenler ve devlet içerisinde görev yaparken kendisine bir düzen kurmuş, kurduğu düzene itiraz edenlere de zulmetmeye başlamış devşirme yöneticilerdir! Zeybeklerin eşkıyalığı, halkın kanını emen şarlatanlaradır! Yetimi, yoksulu, hastayı, sakatı, zorda, darda kalmış garibanı ezmeye kalkanadır!

Aydın ihtilalinin reisi, Atçalı Kel Mehmet Efe 1828’li yıllarda der ki;

Benim garazım, fukaraya zulmedenlere!

Yoksa devletime karşı gelmek benim ne haddime!

İslamoğlu Mustafa Efe 1850’li yıllarda der ki;

Biz dağa çıktık, neden? Bütün memleketi, beş, on derebeyi ele almış, ırz, namus tehlikeye düşmüştür. Halkı, padişah adına haraca kesiyorlar. Vergiyi onlar toplar. Ne yaptıklarını kimse bilmez. Muharebe olur. Onlar eşraftır diye ötekiler ulemadır diye gitmezler! Giden, ölen hep zavallı ahalidir. Yeniçerileri kaldırdılar. Başka yeniçeriler meydana çıktı.

Onlar baklava, börek yer. Halk kuru ekmek. Hangi padişah tahta çıksa, hep o eşraf makulesi ona döner. Saraya hediyeler yollanır. Hakim de kadı da onlara köledir. Balık baştan kokar, anladınız mı efeler? Baştakiler ziftlendikçe, sedirlerinde geviş getirdikçe, halkı soydukça ve kendi adamlarını kayırdıkça, bu memleket adam olmaz ağalar!

Yörük Ali Efe ise 1919’da der ki; Bir elimizde silahımız varken, diğer elimizde vicdan tartan terazi taşırız!

Böyle bir ruh haline sahip insanlara Türk milleti Efe demiştir! Yani ağabey. Adaletin olmadığı, devlet kurumlarının işlemediği, haksızlığın ve zulmün kol gezdiği, masum ve mazlumun hakkını bulamadığı bir ortamda zeybek efeler, adalet neferleri olmuşlardır! Telefon yok, iletişim araçları yok, cahillik, çeşitli saldırılar, yokluk ve yoksulluk diz boyu!

Böyle bir ortamda doğal olarak her türlü yozlaşma da arka arkaya gelir! İşte bu yozlaşmış düzende garibanların ağabeyleridir efeler!

Çünkü efeler; onların söyleyemediklerini söyleyen, onları zararlı çetelerden koruyup kollayan, başları dara düştüğünde ve devlet kapısında haklarını bulamayınca sığınılan güvenli bir limandır. Ve bu yüzden köylüler Aydın Sancağında daima onları desteklemişlerdir.

Aydın Sancağı dediğimiz; İzmir merkez olmak üzere, bugünkü İzmir, Muğla, Manisa, Aydın, Denizli gibi ve bu illerin ilçelerini de kapsayan geniş bir coğrafyadır. Yani Aydın Sancağı denilince sadece bugünkü Aydın ili değil; o günkü Aydın Sancağı akla gelmelidir… Ayrıca Ahilik teşkilatının örgütlendiği her yerde de bu yiğitlik teşkilatı da oluşturulmuştur… Örneğin; Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Konya…

Aydınoğulları Beyliği döneminde Aydın Sancağında zeybeklik Umur Gazi Bey ile daha ön plana çıktığı için zeybeklik Aydın ile anılır olmuştur…

Osmanlı döneminde devşirme yöneticiler ile anlaşamayıp ve çeşitli sebepler ile haksızlığa uğradıkları için düzenle uyuşamayıp, dağları mesken tutsalar da devlet ne zaman dara düşse zeybekler devletin yardımına koşmuşlardır.

Kırım, Karadağ, Yunan ve Rus Harplerinde zeybekler tabur haline gelip, devleti korumak için çeşitli cephelerde savaşmışlardır… Daha sonra kendilerine verilen sözlerin yerine getirilmemesi sebebi ile de tekrar dağlara geri dönmüşlerdir…

Milli Mücadele günlerinde 27 Aralık 1919 Cumartesi günü Atatürk Ankara’ya geldiğinde; Oğuz geleneği üzerine Seymen Alayı kurulmuştur… Seymen Alayı; ”Kızılca Gün” denilen günlerde kurulurdu.

Yani devlet kara günler yaşadığında. 1919’da devlet kara günler yaşarken Ankara’da Ahiler ve Ahilerin muhafızları olan Seymen Efeler, Seymen Alayı kurarak Milli Mücadele reisini seçtiler. Ve seçilen komutana da Sarı Zeybek dediler… Kuvayımilliyeyi kuran, işgale karşı vatanı ve milleti koruyup kurtaran, hatta yeni Türk devletini kuran ruh; işte bu Efelik Ruhu‘dur!

Zeybek efeler, Yunan işgali üzerine Kuvayımilliye’ye katılmaya başlamışlar ve özellikle de 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in işgal edilmesi üzerine harekete geçerek, kendi mıntıkalarında zeybek sancağı açmışlar ve kızan toplayıp, cepheye koşmuşlardır… Bu süreçte karşımıza iki ayrı zeybek faktörü çıkmaktadır.

Birincisi işgalden önce herhangi bir şekilde haksızlığa uğradığı için zeybeklik yaşam biçimini seçmiş ve zeybek olmuş insanlar,

İkincisi de vatan işgale uğradığı için üzerine zeybek kıyafeti giyerek efelenmiş, zeybek sancağı açarak kızan toplamış ve milleti korumak için savaşmış insanlar… İşte her iki gruba da Kuvayımilliye Efeleri diyoruz.

Bu süreçte Bilecik Söğüt’de de bir tabur kurulur. Bu tabura Gündüz Bey yiğitler taburu denir. Bu yiğitler taburunun kıyafetleri incelendiğinde hepsinin zeybek olduğu açıkça görülmektedir.

Ödemiş’te de yiğitler alayı kurulur ve bu yiğitler alayının mensuplarının hepsi zeybektir. Nazilli’de Kuvayımilliye çatısı altında yiğitler toplanırlar. Ve hepsi de zeybek kıyafetleri giyerler. Yörük Ali Efe, Malgaç Köprüsüne baskın düzenler. Yanında zeybekler, subaylar, köylüler vardır. Ve hepsi de zeybek kıyafetleri giymişlerdir.

İncirliova’da, Durmuş Ali Efe liderliğinde bir yiğitler müfrezesi kurulur. Bunların hiçbirisi daha önce zeybeklik yapmamış insanlardır. Vatan tehlikeye düştüğü için zeybek kıyafeti giymişler, zeybek sancağı açmışlar ve işgale karşı efelenip, direniş için savaşmaya başlamışlardır.

Aynı dönemde Gökçen Hüseyin Efe, Tire ve Ödemiş mıntıkalarında zeybek sancağı açar. Eskiden zeybek olmasına ve yanında tecrübeli kızanları bulunmasına rağmen, Gökçen Efe zeybek sancağı açar ve yurt savunması için yeni kızanlar toplar. O güne kadar zeybeklik yaşantısı olmayan pek çok köy delikanlısı Gökçen Efe’ye kızan olur, zeybek kıyafeti giyer ve direniş için savaşırlar.

Demirci Mehmet Efe’nin yönettiği Kuvayımilliye karargahına, İzmir, Aydın, Ankara, Antalya, Isparta, Burdur, Afyon, Uşak ve Denizli yörelerinden yüzlerce yiğit gelir ve kızan olarak işgalcilere karşı savaşmaya başlar. Bu yiğitlerin hepsi zeybek olmuşlardır. Yani muhafız.

Tecrübesiz bir insanı alırsınız askere ve eğitmeye başlarsınız. Fakat bu bir süreçtir. Bir anda olmaz. Efelerin yanında kızan olarak göreve başlayan yiğitler kısa süre içerisinde tecrübe sahibi olmuşlardır. Çünkü zeybek efeler tecrübeli savaşçılardır. Askerlerden ayrı olarak bir tecrübeleri vardır. Askerliğin elbette ki bir nizamı, düzeni, bir eğitim süreci vardır. Ve bu süreç zeybeklik ile bir tutulamaz. Lakin kısa süre içerisinde hiçbir çatışma tecrübesi olmayan insanlara askerlik sanatını öğretmek kolay bir iş değildir.

Tecrübesiz de olsalar Türk milletinin genlerinde zaten var olan savaşçı ruhu, ancak ve ancak bir yiğitlik teşkilatında ortaya çıkarılabilmiştir. Büyük bir saygı duydukları efelerin gözüne girebilmek, onların sevgisini ve saygısını kazanabilmek aynı zamanda da memleketi ve milleti kurtarabilmek için çabalayan yiğitler, zeybeklerin usta ellerince kısa sürede pişmişlerdir. Ve bunda da sanıyorum üzerlerine giydikleri zeybek kıyafetinin verdiği bir ruh hali de çok etkili olmuştur.

Ve Pirlibeyli Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Bakırlı Saçlı Mustafa Efe, Tavaslı Köpekçi Nuri Efe, Danişmetli İsmail Efe, Mesutlulu Mestan Efe, Poslu Mestan Efe, Durmuş Ali Efe, Orhaniyeli Kara Durmuş Efe, Kara Erkek Mehmet Efe, Ispartalı Mahmut Efe, Dokuzun Mehmet Efe, Zurnacı Ali Efe, Gurbetin Ali Efe, Sancaktarın Ali Efe, Sökeli Ali Efe, Kabakçı Salih Efe ve daha birçok zeybek liderleri olan efelerin emri altında destanlar yazmışlardır. Onların hepsine Kuvayımilliye Efeleri diyoruz.

Düzenli orduya geçiş sürecinde işgal kuvvetlerini oyalayan, kısmen belirli bölgelerde durdurmayı başaran, çeşitli baskınlar yaparak yıldıran, ellerindeki silah ve mühimmatları alıp, morallerini alt üst eden, milis kuvvetler olarak mücadele ederek halkı koruyup, kollayan, yokluk, yoksulluk, hastalık, dışarıdan saldıran işgalciler, içeriden saldıran nankör ve işbirlikçi hainler ile mücadele edenler onlardır! Onların direnişi Sarı Zeybek Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına zaman kazandırmış ve böylelikle de vatanın kurtarılması için büyük fedakarlıklar yapılmıştır.

Bugün birçoğunun ismi bilinmez, anlatılmaz, yaşatılmaz. Örneğin Nazilli’nin kurtuluşu için çok büyük emekleri olan, işgalciler ile çeşitli cephelerde savaşan ve Ödemiş mıntıkasında Yunan kuvvetlerine baskınlar yaparken şehit düşen Nazilli Sinekçiler Köyünden Şehit Hasan Hüseyin Efe hiç anlatılmaz! Kurtuluş şenliklerinde ismi okunup, ardından hayır dualar okunmaz! Aynı şekilde Ege Bölgesinin pek çok yöresinde de durum ne yazık ki aynıdır!

Bu hale itiraz ettiğim için! Bu hal yüreğimizi sızlatıp, kanımıza dokunduğu için! Kuvayımilliye Efeleri kitabını hazırladım.

Bu kitapta bir önceki kitabım olan Efelik Ruhunda, zeybekler tarihini derinlemesine incelemiş, tüm kaynaklardan bilgiler vererek gençlere bir yol çizilmiş, gelmiş geçmiş tüm zeybekler tek kaynakta toplanmaya çalışılmış ve bu çağdaki efeliğe dair de düşüncelerim de ifade edilmişti.

Kuvayımilliye Efeleri kitabımda ise; zeybekler tarihi kısaca özetlenmiş, şehit efeler bölümü eklenmiş, isimsiz kahraman zeybeklerden bahsedilmiş ve yalnızca Kuvayımilliye döneminde görev yapmış zeybeklere ve efelere yer verilmiştir. Dolayısı ile her iki kitap arasında bazı bölümler kısaltılmış, bazı bölümler zenginleştirilerek geliştirilmiş ve genişletilmiş, gençlerimize okullarda öğretilmeyen Kuvayımilliye Efeleri öğretilmeye çalışılmıştır.

Son olarak; bu çağdaki zeybekliğe ve bu çağın efelerine dair kısaca bazı konulara da değinmek istiyorum…

* Kulağında küpeyle sahneye çıkıyorlar

* Derviş sakalı, cemaat sakalı gibi uzun sakalla zeybek kıyafeti giyiyorlar

* Zeybek kıyafeti altına kösele ayakkabı giyiyorlar

* Renkli camlı gözlükler takıyorlar

Denetleme mekanizması yok! Halbuki denetleme mekanizması her zeybek ekibinin efesidir! O efe yani eğitmen, öğretmen, sayılan sevilen sözüne itibar edilen en tecrübeli kişi bu işleri denetler ve bir nizam verir! Vermelidir! Lakin çekirdekten bu gelenek ile yetiştirilmedikleri için ya da bu geleneğe dair eserleri okuyup bilgilenmedikleri ve en önemlisi de bu geleneği hakikaten yaşatmaya çalışan insanları dinlemedikleri için kendilerinde bir yol tutturmuş gidiyorlar.

Fakat hakikaten zeybeklik geleneğini yaşatmak isteyen gençler öyle bir duruş sergilemeliler ki görenler, eğri ile doğru arasındaki farkı şıp diye görsünler. Tertemiz tıraşıyla, kıyafetinin nizamıyla, duruşuyla, tarihi bilgisiyle ve zeybek dansındaki aldığı eğitimi neticesindeki maharetiyle, görenlere, işte bre efe dediğin böyle olur dedirtmelidir!

Lakin bakıyorsun, bir etkinlik için zeybekler sahneye çıkacaklar, saç, sakal birbirine karışmış, ellerinde bira şişeleri, sahne arkasında öz çekim yapıyorlar! Daha vahimi bunları sosyal medyada da paylaşıyorlar. İşte tüm bu hareketler, geleneğin yozlaşmasına sebep olmaktadır. Halbuki Kuvayımilliye Efelerinin fotoğrafları ortadadır. Bakınız hiç birisinde sakal yoktur. Hepsi nizami tıraşlı ve bıyıklıdır. Görüntüleri askeri bir disiplin içerisindedir.

Yine bakıyorsun kimileri… On beş ayrı zeybek oyunu oynuyor. Heves etmiş, gitmiş eğitim almış, emek vermiş ve öğrenmiş. Ne güzel. Fakat soruyorsun… Atçalı, Çakırcalı, Demirci ve Yörük Ali’den başka zeybek, efe bilmiyor. Biliyorum dediklerinin de yaşam öykülerini bilmiyor… Olmaz! Okuyacaksın. Ben bu geleneğin herhangi bir yerinde varım diyorsan öğreneceksin… Bir yol seçmişsin. O yolu sevmişsin. O yola girip, yürüyorsun. Fakat o yolun senden önceki yolcularını bilmiyorsun… Olmaz! Niyetin hakikaten temiz ise yürüdüğün yolun senden önceki temsilcilerini bileceksin. Ve hatıralarını da yaşatacaksın. Yakışan budur. Her yolda usûl budur… Yarın bir etkinlikte gelir bir spiker birkaç soru sorar, cevap veremez rezil olursun. O yüzden yürünen yolun büyükleri tanınmalı…

Ve uzun zamandır sosyal medyada şahit oluyorum… Bir terör saldırısı olduğunda ya da bir yerlerde herhangi bir olumsuz hadise yaşandığında; sanki hazır böyle bir hadiseyi bekliyormuş gibi aniden birileri ortaya çıkıyor ve yazmaya başlıyorlar… Hani efeler? Nerede bu efeler? Neredesiniz efeler?

Sanki memlekette efeler isimli özel bir birlik var. Ve bu birlik resmi olarak devlet görevi olarak asayişi sağlıyor ve bir olay meydana gelmiş fakat efeler birliği vazifesini yapmamış! Hesap soruyorlar!

Halbuki onların efeler dediği insanlar, çeşitli zeybek dernekleri, folklor dernekleri ya da halk dansları ekiplerinde, zeybeklik geleneğini seven ve yaşatmaya çalışan kişilerden ibaret! İçlerinde elbette hakikaten efe ruhlu yiğitler mevcut. Fakat genel itibari ile birçoğu gariban köy yiğitleri! Geri kalanı ise ya öğrenci ya da dans sanatı icra eden gençlerimiz. Yani kendi alanında hem geleneği devam ettiren ve hem de namusuyla ekmek parasını kazanan evlatlarımız.

Bu çocukların omuzlarına ağır yükler yüklemeye kalkmak doğru değil! Ülkede bir savaş yaşanır, bir seferberlik hali olur ve devlet, millet için eli silah tutan herkes silah başına çağırılır. İşte o gün bunu söyleyebilirsiniz: Nerede bu efeler? Fakat şimdi söyleyemezsiniz? Çünkü bu çağın efeleri onların sandığı gibi sadece bu zeybek derneklerindeki gençlerden ibaret değil!

Bu çocuklar namusları ile ekmek paralarını kazanmaya çalışan, zeybeklik geleneğini ama aileden görerek ama sevdiği için kendi alanında yaşatmaya çalışarak, milletine faydalı olmaya çabalayan delikanlılardır. Bu delikanlılara böyle psikolojik baskı yapmak yanlıştır! Bunu yazana sorarlar! Senin evladın nerede? Senin evladın neden efelenmiyor? Ya da sen evladına neden efelenmeyi öğretmiyorsun? Nerede bu efeler diyerek gariban çocuklara psikolojik baskı yapmak ne kadar yanlışsa, bunu yapanlara senin evladın neden efelenmiyor diye sormak da aynı manada yanlıştır!

Ayrıca Hiç kimse endişe etmesin… Efeler bu çağda da vazifelerinin başındalar. Fakat bu soruyu soranlar bunun farkına varamıyorlar! Devletin tüm resmi kurumlarında, mesleki yaşamın tüm sektörlerinde, okullarda, sokaklarda, ülkenin her yerinde hatta yurt dışında bu çağın efeleri vazifelerini yapıyorlar… Türkiye’nin en uç noktasında kar, kış, kıyamet arasında vatan savunan askeri birliğin adı efeler taburudur!

Birçoğu hayatları boyunca üzerlerine zeybek kostümü bile giymediler… Fakat gece gündüz memleket ve millet için mesaideler! Lakin birileri istiyor ki; folklor derneklerindeki gariban çocuklar ellerine silah alsınlar ve hata yapan politikacıları vursunlar! Onların tek isteği bu! Onlar otursunlar, yesinler, içsinler, her türlü erdemsizliği yaparak mülk biriktirsinler ve oturdukları yerden de yazsınlar: nerede bu efeler?

Efeler senin olmadığın yerdeler! Yani vazifelerinin başındalar! Ve bin türlü yokluk ve yoksulluk içerisinde devletine ve milletine hizmet etmek için gece gündüz çalışıp çabalıyorlar. Etrafınıza çok iyi bakarsanız, onları fark edebilirsiniz…

Onlar; işçidir, emekçidir, eğitmendir, öğretmendir, askerdir, polistir, istihbaratçıdır, iş adamıdır, gazetecidir, çiftçidir, toplumun her kademesinde ve her kesimindedir. Zira bu çağda efelik; üzerine zeybek kostümü giyip dağa çıkmak demek değildir! Elindeki imkanlar ve yetenek ile devletine ve milletine faydalı hizmetler üretmek, devletine zeybek ve milletine de efelik/ağabeylik etmektir… Bu çağın efeleri de vazifelerinin başındadır…

Ve nerede bu efeler diyerek aslında gelmiş geçmiş tüm efelere ve bu çağın efe ruhlu yiğitlerine de gizli bir düşmanlık hissini dışa vuruyorlar! Eğer bu tür yazılar yazanlar hakikaten samimilerse, bu gibi sorular sormak yerine, efelik ile ilgili yapılan çeşitli faaliyetlere destek olsunlar, katkı sağlasınlar ve herhangi bir şekilde bu faydalı faaliyetlerde yer alsınlar. Ondan sonra da kendilerinde bir hak görerek, memleketin asayişi bozulduğunda, nerede bu efeler diyerek hesap sormaya kalksınlar…

Bu yazıları yazanlar gerçekten temiz niyetli ise; nerede bu efeler diyerek, bu çağın zeybek gençlerine hakaret etmek ya da onları psikolojik olarak etkilemek yerine; Atatürk’ün işaret ettiği istikamette hareket ederek, bilgileri, birikimleri ve tecrübeleri ışığında gençleri eğitecek, onlara faydalı bir şeyler öğretebilecek ve hatta eğitimlerine katkı sağlayabilecek yazılar yazmalılar…

Not olarak belirteyim; Birgi’den, Nazilli’den, Aydın’dan, Ödemiş’ten, Tire’den, Tavas’tan, Simav’dan, Bergama’dan, Edremit’ten, İnegöl’den, Alaşehir’den ve çeşitli yörelerden yiğitler, efe ruhlular, efe yürekliler, bu çağın zeybekleri, efeleri, devletin çeşitli kademelerinde görev yapmaktalar. Bu yiğitlerin çoğu ortaokul çağlarında zeybek kıyafeti giydiler. Kimileri de hiç giymedi. Fakat onlar zeybek kıyafetini ruhlarına giydi! Ve bugün görevlerini efe gibi yapıyorlar…

Dolayısı ile nerede bu efeler diye soranlara aslında cevap vermenin bir manası yok fakat yine de izah edeyim dedim… Bu çağın efeleri vazifelerinin başındalar… Memlekette bir olay yaşandığında hemen nerede bu efeler diye yazmaya başlayıp, derneklerdeki gariban çocukları baskı altına almayı bıraksınlar!

Kötü günlerde başı dara düşüp, efelerden yardım isteyenler, iyi günler de bu çağın efelerine destek versinler ki; kötü günlerde efelerden ses çıkmayınca, efeler hakkında eleştiri yapma hakları olsun! Şimdi birazcık düşünceli olup, sussunlar… Çünkü yanlış konuşuyorlar… Memleketin gariban çocuklarını üzüyorlar… Sosyal medyada bu gibi hassas konularda bir şey yazarken dikkat edelim lütfen…

Ayrıca özel olarak belirtmeliyim ki; bu tür yazıların yazılmasına sebep olacak davranışlar ve yanlış birtakım söylemler içerisinde olan zeybek gençler de var! Zaten bazılarının yanlış hareketleri, bu çağın hakikaten canla başla çalışan ve milletine faydalı olmaya çalışan zeybeklerinin de işini zorlaştırmaktadır. Onların yaptıkları hatalar, camiaya mal edilmekte ve dolayısı ile de bazı insanların bu tür yazılar yazmasına sebep olmaktadır…

Çünkü kimisi nam derdinde… Kimisi şöhret olup ticaret yapma niyetinde… Kimisi kariyer yapma kimisi de bir yere ait olabilme peşinde… Ayıplamıyorum! Temiz niyetle yapılan, memlekete ve millete faydalı olan her şey hayırlıdır… Fakat hangi amaç için yol yürünürse yürünsün, niyet daima temiz olsun!

Örneğin ben… Kitap yazıyorum. Milletime böyle hizmet etmeye çalışıyorum. Elbette ki emeğimin bir karşılığı da olmalı ki daha güzel hizmetler üretebileyim. 500 sayfa bir kitap yazıyorum. Bunun bir maliyeti var. Bedavaya baskıya hazırlanmıyor! Ve bedavaya basılmıyor! Eğer faydalı bir kitap ise; kendisine vatansever ve milliyetçi diyenler, destek olacaklar! Tanıtacaklar, alacaklar, aldıracaklar! Ya da kendilerine vatansever ve milliyetçi demeyecekler!

Vatansever ve milliyetçi yayın yapan gazeteleri, internet sitelerini, yazarları, akademisyenleri, öğrencileri, toplumun her kademesindeki Türk evlatlarını, imkanlarımız dahilinde destekleyeceğiz kardeşim! Sadece bizimle aynı görüşte, seninle aynı partide ve seninle aynı şehirde diye değil! Hakikaten vatana ve millete faydalı işler yapıyor diye destekleyeceğiz! Ancak o zaman vatansever ve milliyetçiyiz! Bunun dışında sadece kendimizi kandırırız.

Vatansever ve milliyetçiler; vatansever ve milliyetçileri destekleyecekler! Ya da ben vatanseverim ve milliyetçiyim demeyecekler. Bu kadar açık ve net!

Defalarca yazdım, çeşitli ortamlarda anlatmaya çalıştım ve köşe yazılarım ile de ifade etmeye çalıştım. Fakat demek ki sözümüze pek itibar eden pek yok… Ya da ifade etmeye çalıştığımı anlamak istemeyenler çok…

Kimileri için söylüyorum… Üzerinize zeybek kıyafeti giyip kendinize ben efeyim demeyin! Siz öyle insanlar olun ki; yaşantınızla, devletinize ve milletinize hizmetlerinizle, yetime, yoksula, hakikaten ihtiyaç sahibine, doğru bir amaç uğrunda zorda, darda ve yolda kalmışa ağabeylik yapın! O zaman bu millet size zaten efe diyecektir…

Ama siz üzerinize zeybek kıyafeti giyip, sağda, solda da ben efeyim diye caka satarsanız. O zaman bu millet de sizden efelik bekler! Bu sebeple kendinize zeybek demelisiniz! Efelik makamı ağır bir makamdır. Her omuz taşıyamaz… Çilesi vardır, derdi vardır, belası vardır, ağır sorumlulukları vardır… Ben zeybeğim derseniz kimse size bir vazife yüklemez. Fakat ben efeyim derseniz millet sizden efelik bekler…

Nedir o bekledikleri efelik? Gençleri eğiteceksin, bilgin, birikimin ve tecrübelerin ile onlara ışık olacaksın. Dertlerine koşacak, sorunlarını çözeceksin. Memleket ve millet menfaati için mesai yapacaksın. Yaşadığın şehirde milletin söyleyemediklerini söyleyecek, milletin sesi olacaksın. Tüketen değil üreten bir insan olacaksın. Kendini unutacak, milletin için çalışacaksın. Efeliğin tanımı, tarifi böyle!

Sen deli misin kardeşim? Ben efeyim diye geziyorsun… Yarın millet e hadi efeliğini göster deyiverirse ne yapacaksın? Harmandalı mı oynayacaksın? O yüzden ben zeybeğim de! O zaman kimse sana bir görev yüklemez. Efeyim dersen halin duman… Benden söylemesi… On beş senedir çektiğimi ben bilirim… O yüzden söylüyorum… Yazın bir kenara… Ben efeyim diye gezenden bu millet bir gün efelik ister… Ha razıysanız mesele yok…

Ben yiğidim diyen; devletine ve milletine hizmet edecek. Devletine Alp/Alperen/Seymen/Zeybek yani Muhafız, milletine de ağabeylik yani Efelik yapacak…

* Devletin kurucusunun lakabı: Sarı Zeybek!

* Devletin resmi halk dansı: Zeybek!

* Devletin terörle mücadele eden en etkili birimlerinden birinin adı: Efeler Taburu!

Öyle ise bu gelenek gençlerimize dosdoğru öğretilecek. Peki ailenizde bilinen bir zeybek, efe yoksa ya da ülkenin herhangi bir coğrafyasında doğduğunuz için bu gelenek ile bir bağınız yoksa zeybeklikten size ne?

Yukarıda da özet olarak ifade etmeye çalıştığım gibi bu gelenek Oğuz Türk geleneğinin, Selçuklu’da yeniden yapılandırılmış, Aydınoğulları’nda büyük hizmetler gerçekleştirmiş, Osmanlı’da her ne kadar isyan hareketleri içerisinde olsalar da daima devleti ve milleti korumuş, Milli Mücadele döneminde de Kuvayımilliye Efeleri olarak vatanın ve milletin namusunun korumasını sağlamış bir teşkilattır.

Öyle ise ailenizde bir efenin olup olmaması önemli değildir. Bu gelenek Türk milletinin bir geleneğidir. Bugün bu kutlu geleneğin gerçek mensupları, devlete muhafızlık ve millete de ağabeylik yapanlardır. Bu çağın efeleri işte onlardır. Eğer sizler de devlete muhafızlık ve millete ağabeylik yapıyorsanız, ailenizde efe aramaya gitmeyin. Siz kendiniz efesiniz!

Son olarak belirtmek istediğim bir başka konu ise; neden hep aynı efeler anlatılıyor? Örneğin İzmir’de Arslan Yürekli İsmail Efe’yi kaç kişi tanıyor? Ama Çakırcalı desek herkes biliyor. Aydın’da da Yörük Ali bilinir diğerleri bilinmez. Nazilli’de de Demirci Mehmet Efe bilinir diğerlerini hatırlayan yoktur! Mesele biri iyi diğeri kötü meselesi değil. Mesele şu ki, özellikle Milli Mücadele dönemi Efeleri anlatılmıyor bu millete! Bakın çok önemli bu! Anlatılmıyor! Magazinleştirilmiş, şöhret olan birkaç isim üzerinden zeybeklik anlatılmış.

Fakat vatan kurtaran adamları anlatan yok! Bu sebeple çabalıyoruz. Milletimizin evlatlarına hiçbir şekilde anlatılmayan hatta okullarda dahi öğretilmeyen milli kahramanların hatıralarını yaşatmaya çalışıyoruz. Bizden öncekilerden aldıklarımızı, dosdoğru bir şekilde bizden sonrakilere aktarmak mecburiyetindeyiz. Nokta.

☾✫

Şahin Efe Yılmaz

Not: Köşe yazımda belirttiğim tarihi bilgiler için bakınız:

Efelik Ruhu isimli kitabım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir